Demir Hoca “rahmetullahi aleyh”, Nevşehir’de yaşayan velîlerden olup, kabr-i şerîfi oradadır.
Çok cömert bir zâttı.
Kendisine bir hediye gelseydi hemen fakîrlere dağıtır, kendine bir şey ayırmazdı.
Kendisi de muhtaçtı hâlbuki…
Hanımı bir gün dert yandı kendisine.
Dedi ki:
“Efendi! Biliyorsun ki, bizler fakîr ve muhtâcız.”
“Evet hanım.”
“İhtiyaçlarımızı temin edemiyoruz.”
“Evet, öyle”
“Ama sen, zenginler gibi davranıyorsun. Bize gelen hediyeleri başkalarına dağıtıyorsun.”
Mübârek sordu:
“Peki hanım, ne yapmamı istiyorsun?”
“Ne bileyim, hani birâzını da bize ayırsan diyorum. Kendimiz muhtaçken dağıtmak olur mu?”
Mübârek zât birden ciddîleşti ve sordu:
“Bak hanım! Bize neden böyle çok hediye geliyor, sebebini hiç düşündün mü?”
Hanım merak etti…
“Hayır, nedenmiş?”
“Dağıttığım için; ben dağıtmasam hiç hediye gelmez bize. Sen verirsen Allah da sana verir. Bu, böyledir her zaman.”
Kadıncağız mahcuptu!
“Haklısın bey” dedi.
Ardından da;
“Anladım Efendi. Çok iyi anladım. Sen bildiğin gibi yap, vermeye devam et” dedi.