Fakir babası: İmâm-ı Ali Rızâ

İmâm-ı Ali Rızâ hazretleri, muhtaçları arayıp bulur, onlara yardım ederdi.

İmâm-ı Ali Rızâ hazretleri, ‘Oniki İmâm’ın sekizincisidir. 770 (H.153)de Medîne’de doğdu. 818 (H.203)’de Tûs (Meşhed)de vefât etti. Halîfe Me’mûn, İmâm-ı Ali Rızâ hazretlerini çok sever, sık sık onunla görüşürdü. Saraya gelişinde saray görevlileri onu karşılar, hürmet gösterirlerdi. Fakat bu hürmetleri mecbûriyetten idi. Çünkü İmâm hazretlerini sevmiyorlardı. Bir araya gelerek, hazret-i İmâm’ın geldiğinde sarayın perdesini kaldırmamaya ve onu karşılamamaya karar verdiler. Fakat hazret-i İmâm oraya her gelişinde ellerinde olmadan kalkıp, karşılayıp perdeyi de kaldırıyorlardı…

Bir gün hazret-i İmâm’ın geldiğinde yine ayağa kalktılar; fakat perdeyi kaldırmakta biraz durakladılar. O anda bir rüzgâr esti ve perde kalktı. Çıkışında da yine rüzgâr gelip perdeyi kaldırdı. Bunu gören saray görevlileri; “Allahü teâlânın azîz ettiği kimseyi kimse küçültemez!” diyerek eski âdetlerine devâm ettiler.

İbrâhim ibni Abbâs diyor ki: “İmâm-ı Ali Rızâ öyle büyük âlim idi ki, hangi ilimden olursa olsun, sorulan her meseleye çok güzel cevaplar verirdi. Halîfe Me’mûn, kendisine çok suâl sorar, verdiği cevaplara hayrân kalırdı. Hazret-i İmâm, az uyur, çok namaz kılar ve çok oruç tutardı. Muhtaçları arayıp bulur, onlara yardım ederdi. Bir hasır üzerinde oturur, yatacağı zaman da o hasır üzerinde yatardı. Her işinde Allahü teâlâya karşı tam bir teslimiyet ve tevekkül üzere idi. Yüzüğünün taşında; “Hasbiyallah=Allahü teâlâ bana kâfidir” yazılı idi.

İmâm-ı Ali Rızâ bir gün hamama gitti. Oturup yıkanırken bir asker geldi ve ona; “Başıma su dök de yıkanayım” dedi. O da, “Peki” deyip askerin başına su dökmeye başladı. Biraz sonra İmâmı tanıyanlardan biri gelip, bu hâli görünce çok üzüldü ve askere; “Ey asker! Senin, kendine hizmet ettirdiğin bu zât, hazret-i Aliyyül Mürtezâ’nın ve hazret-i Fâtımat-üz-Zehrâ’nın torunu İmâm-ı Ali Rızâ hazretleridir. Sen ne yaptığının farkında mısın?” dedi. Asker bunları duyunca, yaptığına pişman olup, Ali Rızâ hazretlerinin ayaklarına kapandı ve; “Aman efendim, niye bana kendinizi tanıtmadınız! Niçin bana hizmet ettiniz! Kusûrumuzu affediniz!” diye özür dileyip ağladı. Özrünü kabûl edip; “Müslümana hizmet etmek sevap olduğu için senin isteğini kabul ettim” buyurdu.

Vehbi Tülek’in önceki yazıları…


Comments are closed.