Allah’a kul olunca hayat da güzel, vefat da…

Rabbine kul olanın dünyası sonsuz hayata hazırlık yeri, vefatı ise Allahü teâlânın rahmetine kavuşmaya açılan bir kapıdır.

İnsan, Rabbine iman edip emirlerine uygun yaşamaya başlayınca hayatın yükü hafifler; ölüm de korkulan bir son olmaktan çıkar.
Gönlü Allahü teâlâya bağlı bir kul, sevinçte şükreder, sıkıntıda sabreder. Peygamber Efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, “Müminin hâli ne hayret vericidir! Çünkü onun her işi kendisi için hayırdır. Sevindirici bir şeyle karşılaşırsa şükreder, bu onun için hayır olur; bir sıkıntıya uğrarsa sabreder, bu da onun için hayır olur” [Müslim] buyurdu.
Kulluk; Allahü teâlânın emirlerine uymak, yasaklarından sakınmak, helâl kazanmak ve iyilik yapmaktır. İnsan vazifesini yapar, neticeyi Rabbine bırakır. Kazanınca kibirlenmez, kaybedince ümitsizliğe düşmez. Nimetin emanet, sıkıntının geçici olduğunu bilir. Kur’ân-ı kerimde meâlen, “Kalbler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur” [Ra’d sûresi, 28] buyurulmuştur.
Bugünün insanı huzuru çoğu zaman parada, makamda ve insanların beğenmesinde arıyor. Fakat gönül Allah’tan uzaksa hiçbir kazanç insanı doyurmaz. Allahü teâlânın emirlerine göre yaşayan kimse, dünyanın geçici olduğunu anlar; sevdiklerinin kıymetini bilir, kırdığı gönülleri tamir etmeye çalışır. Ölümü hatırlamak onu hayattan soğutmaz; aksine her gününü daha temiz, verimli ve faydalı yaşamaya sevk eder.
Ölüm, Allahü teâlânın emirlerinden uzak yaşayan kimse için ürkütücü bir sondur. Rabbine yönelen için ise emaneti sahibine teslim etmektir. Mümin bilir ki kendisini yoktan var eden ve rızıklandıran Rabbi, ölümden sonra da onu sahipsiz bırakmaz; rahmetiyle muamele eder.
Asıl başarı, çok yaşamak değil, Allahü teâlânın razı olduğu şekilde yaşamaktır. Yılların sayısı değil, ne uğruna harcandığı önemlidir. İnsan, ardında güzel bir ad, hayırlı bir iş ve dua bırakabiliyorsa ömrünü boşa geçirmemiştir.
Kur’ân-ı kerimde meâlen, “Rabbimiz Allah’tır, deyip sonra dosdoğru olanlara melekler ölümleri anında iner: ‘Korkmayın, üzülmeyin; size vadedilen Cennetle sevinin’ derler” [Fussilet sûresi, 30-32] buyurulmuştur. Böylece ölüm, imanlı bir kul için yokluğa gidiş değil; Allahü teâlânın rahmetine ve ebedî nimetlerine açılan güzel bir kapıdır.
Hadis-i şerifte, “Cenaze hazırlanıp insanlar onu omuzlarına aldıkları zaman, salih bir kimse ise, ‘Beni çabuk götürünüz!’ der. Salih değilse, ‘Eyvah! Beni nereye götürüyorsunuz?’ der” [Buhârî] buyuruldu.
Allahü teâlânın rızasına kavuşmakla şereflenen kimselerin vefat hâli de Kur’ân-ı kerimde büyük bir müjdeyle mealen şöyle bildirilir: “Ey mutmain olan nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön! Kullarımın arasına katıl ve Cennetime gir!” [Fecr sûresi, 27-30]
İnsan için bundan daha büyük bir müjde düşünülebilir mi? Ömrünü Allahü teâlânın rızasını arayarak geçiren kimse için ölüm, yokluk değil, Rabbine kavuşmaktır. Rabbine kul olanın dünyası sonsuz hayata hazırlık yeri, vefatı ise Allahü teâlânın rahmetine kavuşmaya açılan bir kapıdır. Çünkü Allah’a kul olunca hayat da güzel, vefat da güzeldir…

Salim Köklü’nün önceki yazıları…


Comments are closed.