Boğmacadan 33 çocuk ölmüştü

Boğmacadan 33 çocuk ölmüştü




“Oğlum bununla ne yapacaksın?” dedi, “Köyde lastik ayakkabı tamir edeceğim” dedim.

 

O yıllar şimdiyle kıyas edilemeyecek derecede yokluk yıllarıydı. 18 km yolu yaya gidip yaya gelerek bir yük odunu 2 liraya satıp, ilçeden 2 litre gazyağı, 3 kg da tuz alıp geri kalanı evin ihtiyacı için eve götürürdük. Acıkınca 20 kuruşluk helva ancak alabilirdik. Ekmeğin arasına dürüp yerdik.

Hayat böyle devam ederken 1951-52 kışı köyümüzdeki camiye gidip Kur’ân öğrenmeye çalıştım. 4 ay sonunda Kur’ân-ı kerimi yarıya kadar okuyabildim. 1953 yılında Fevzi ağabeyim asker oldu. Artık evin işleri bana kaldı. 1954 senesiydi 20 yük odun hazırladım, haftada bir yük odun satmak için. 10. ayda ilçede 180 kuruşa odun sattım.

Ayakkabıcılar sokağında gezerken bir amcanın soğuk kuyu dediğimiz kara lastik ayakkabı tamir ettiğini gördüm. Merakla onu seyrettim. “Amca bu işi bana öğretirsen köyde ben de yaparım” dedim. Sadece örsüm yoktu. “Git demircilerde yaptır gel” dedi.

Demircide bir örs yaptırdım 50 kuruşa. Parayı verirken demirci sordu: “Bununla ne yapacaksın?”

“Köyde lastik ayakkabı tamir edeceğim” dedim.

15 yaşındaydım. Adam bu gayretimi görünce paramı geri verdi. “Buna iki kutu solüsyon yapıştırıcı alırsın” dedi.

Hepsine teşekkür ettim. Köyde ayakkabıcı tamirciliğine başladım. Kimsede para yok ki. Tamir karşılığında yumurta verdiler, ekin verdiler. Onları sattım ölçeği 150 kuruştan. O kış odunları satmaya gerek kalmadan sıkıntı çekmeden baharı bulduk. Ama askerdeki Fevzi ağabeyime harçlık gönderemedim.

O sene 1954 – 55 senesinde iki günde bir sala okunmaya başladı. O sene 33 çocuk hayatını kaybetti. Boğmaca diye bir hastalık baş göstermişti. Her aile çocuğunu doktora götüremiyordu. Babam değirmenin yanındaki evde kalıyordu. 4. annemizin iki oğlu da boğmacaya yakalanmıştı. Komşularımız Hasan Emmilerden 40 lira borç para aldım. Sabah erkenden yengem Nurşen’i ben de Muammer’i çarşafla sırtımıza sardık. 18 km ilçeye yürüyerek yola çıktık. 3 saat yürüdük. Bir saat kala bir at arabası bizi arabaya aldı. Sağanak yağmura yakalanmıştık. O gece tanıdık bir aileye misafir olduk. Ertesi sabah otobüs ile Merzifon’a Vahit Işık isimli çocuk doktoruna götürdük.

Çocukları muayene etti. Onlara her gün halka şeker yedirdiğimi söyleyince güldü. “Korkma çocuklar besili” dedi. Dörder tane iğne ve birer tane de şurup verdi. 20 lira ilaçlara ödedim. Otobüs ile Gümüşhacıköy’e geldik.

Hamit Danışkan – Merzifon