Râbia-i Adviyye hazretlerine misâfirler gelmişti. Fakat evde iki ekmek vardı. Yetmeyeceğini düşünürken kapı çalındı!..
Hanım evliyadan Râbia-i Adviyye hazretleri, Tâbiîndendir. Basra’da doğdu. 752 (H. 135) yılında Kudüs civârında vefât etti… Fakir bir ailenin dördüncü kızı olduğu için “Râbia” ismi verilmiştir.
Henüz çocukken köle olarak satıldı. Çok çile çekti. Ama o çileden sonra da evliya oldu. (İnsanlar çileyi, üzüntüyü sevmiyor. Hâlbuki ilaç orada! İlacı kimse sevmez. Ama ilaç acı da gelse, kurtulmak için şarttır…)
Râbia-i Adviyye hazretleri fakirdi ancak çok cömertti. Gelen hediyeleri dağıtır, günlerinin çoğunu oruçla geçirirdi. O, her işinde Allahü teâlânın rızâsını arardı…
Bir gün evine misâfirler gelmişti. Onlara ikramda bulunmak istedi. Fakat sadece iki ekmeği vardı. Yetmeyeceğini düşünürken kapı çalındı. Gelen iki kişi de, karınları aç olduğu için yiyecek bir şeyler isteyeceklerdi. Daha onlar bir şey söylemeden, kapı aralığından evdeki iki ekmeği de onlara verdi. Gelenler sevinerek gittiler…
Evdeki misâfirler bu işe bir mânâ verememişlerdi. Mevcut iki ekmek de gitmişti. Kendilerine yiyecek bir şey kalmamıştı. Fakat hazret-i Râbia’ya bir şey söylemeden beklemeye başladılar…
Aradan bir saat kadar geçmişti ki, kapı tekrar çalındı. Açtıklarında iki kişinin kucaklarında bir yığın ekmekle beklediklerini gördüler. Gelenler;
– Efendimiz bu ekmekleri, Râbia-i Adviyye’ye hediye olarak gönderdi, dediler.
Hazret-i Râbia ekmekleri saydı. Onsekiz taneydi. Ekmeği getirenlere;
– İki ekmek eksik, dedi.
Gelen iki kişi çok mahcup oldular. Sakladıkları iki ekmeği de çıkarıp verdiler. Fakat hazret-i Râbia, bu iki ekmeği onlara hediye ederek;
– Bu iki ekmek sizin rızkınız idi. Gerçi siz izinsiz aldığınız için rızkınızı haram yoldan temin etmiş olacaktınız. Fakat şimdi helâlinden yiyeceksiniz, buyurdu.
Olanlara bir mânâ veremeyen evdeki misâfirler nihayet dayanamayıp sordular:
– Sen ekmek siparişi vermiş miydin?
– Hayır.
– Peki iki tane ekmeğin eksik olduğunu nereden bildin?
Hazret-i Râbia şöyle cevap verdi:
– Biliyorum, siz bana yemek yemek için gelmiştiniz. Karnınız açtı. Fakat evdeki ekmek size yetmeyecekti. Onları çoğaltmak istedim. Bu sırada kapıya gelenlere mevcut iki ekmeği vererek, Allahü teâlâdan misâfirlere yetecek kadar ekmek vermesini istedim.
– Peki yirmi tane ekmek geleceğini nereden bildiniz?
– Çünkü, Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde, hayır hasenat yapılınca bire on vereceğini vadediyor. Ben O’nun vadine güvendim. İki ekmek yerine yirmi ekmek vereceğini biliyordum. Onun için eksik olduğunu söyledim.
Bu hâli gören misâfirler, hazret-i Râbia’nın Allahü teâlânın sevgili kulu olduğunu yakînen bir daha görmüş oldular. Ona olan sevgileri daha da arttı…
***
Râbia-i Adviyye hazretlerine “Bu yüksek derecelere ne ile kavuştun?” dediklerinde; “Beni ilgilendirmeyen her şeyi terk ve ebedî olanın yani Allahü teâlânın dostluğunu istemekle” buyurdu.
Ahmet Demirbaş’ın önceki yazıları…