“Bilgisizlik ölümdür. Allahü teâlâ ilim verdikçe canlanma başlar. Her bilgi bir vebâldir.”
Şeyh İbn-i Beşşâr hazretleri Hanbelî mezhebi fıkıh âlimi ve büyük velîlerdendir. 925 (H.313) senesinde Akabe’de vefât etti.
Bu mübarek zat, derslerinde buyurdu ki:
“Günahlardan sakınan kimseler, nefsleri üzerinden, terbiye kamçısını kaldırmazlar. Allahü teâlanın râzı olduğu işler için nefslerini zorlarlar. Onlar, mal ve mülkü Allahü teâlânın rızâsı için vermekten çekinmezler.”
“Yemek yiyeceğin ve uyuyacağın zaman, fazla yeme ve fazla uyuma.”
“Allahü teâlâya isyânkâr olup, günahlara dalan kimsenin, Allahü teâlânın verdiği cezâları çok görmesi münâsip değildir.”
“Bilgisizlik ölümdür. Allahü teâlâ ilim verdikçe canlanma başlar. Her bilgi bir vebâldir. Bu vebâlden kurtulmak amel etmekle mümkün olur. Her amel fayda vermez. Fayda vermesi Allahü teâlâ için yapılmaya bağlıdır. İhlâs elde edilmedikçe, kurtuluşa erilemez.”
“Şu dört haslet kişinin kemâline alâmettir: Kalbi dünyâ sevgisinden kurtarıp, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri yapmak. Sonunda, hesâba çekilmeyi gerektirecek şeyleri terk etmek, hâli hafîf ve yumuşak olmak. Dünyâlık biriktirmeyi azaltmak.”
Ona, “Allahü teâlânın rızâsına nasıl kavuşulur?” diye sordular. “Gizli günah işlediğin gibi, gizli tâatte (Allahü teâlânın beğendiği şeyler) bulunursun. Nihâyet kalbin, ibadet ve tâatlere doğru meyleder. Bu hâl, Allahü teâlânın rızâsını kazanmaya doğru gittiğinin alâmetidir” buyurdu.
Bir zât, Ali bin Beşşâr’ın yanına gitmişti. Üzerinde yünden bir cübbe vardı. Ali bin Beşşâr kendisine, “Kalbini mi güzelleştirdin, yoksa bedenini mi?” diye sordu. Sonra; “En önemli olan, kalbin güzelleştirilmesi ve temizliğidir” diye buyurdu.
“Sırf makam sâhibi olmak ve biliyor desinler için bir kaç mesele öğrenip, insanlara fetvâ vermeye kalkışmak, ne kadar ayıptır.”
Ona istiğfarın ne olduğu soruldu, “İstiğfar, tövbe demektir. Tövbe ise, altı manâyı içine alan bir isimdir. Birincisi; yapmış olduğu günaha pişmanlık duymak, ikincisi; yapmış olduğu günahı bir daha işlememeye azmetmek, karar vermek. Üçüncüsü; Allahü teâlâya karşı yapmakla mükellef olduğu farzları eda etmek. Dördüncüsü; hakkı geçenlerin haklarını vermek. Beşincisi; haramları atmak için, onunla beslenen vücûdunu eritmek. Altıncısı; bedene, günahların tadını tattırdığı gibi, tâatlerin acısını da tattırmak.”