İnsanın en büyük düşmanı…

M. Said Arvas Hocadan Hatıralar…

İnsanlar, diğer canlılara nazaran, çok üstün niteliklere sahip kılınmakla birlikte, bu kabiliyeti sebebi ile kendi başına belâ kesilmiştir.

İnsan, hayat savaşı verirken, pek çok güçlüklerle ve tehlikelerle karşılaşır. Yangınlar, depremler, seller, afetler, salgın hastalıklar, yıldırım çarpmaları, zehirli ve yırtıcı hayvanlar ve daha niceleri hayatımızı tehdit eder durur.

İtiraf etmek gerekir ki, bunların doğurduğu tehlikelerin hiçbiri, insanın insana yaptığı kötülük kadar büyük olamaz.

İnsanlar, diğer canlılara nazaran, çok üstün niteliklere sahip kılınmakla birlikte, bu kabiliyeti sebebi ile kendi başına belâ kesilmiştir.

Görülen odur ki, insan, kendi zekâsını, yüksek idrâkini, akıl ve mantığını her zaman kendi yararına kullanmamaktadır.

Dün olduğu gibi bugün de, yeryüzünde insan için en büyük tehlike kaynağı, yine insandır.

Bu tehlike, bugün, eskilere nazaran daha da büyümüştür ve büyümeye de devam etmektedir. Haklı olarak insanlık âlemi, yine en çok insandan korkmaktadır.

Zamanımızda insan kitleleri, binbir âlet ve metot geliştirerek birbirlerini kontrol etmekte, gece gündüz demeden birbirlerini kollamaktadırlar. Yani insanlar, yine insanlar karşısında, her an tetikte olmak zorundadırlar.

İnsanlar, atom bombasını, nükleer silâhları, zehirli gazları keklik avlamak için yapmamışlardır. Bunların yapılış gayesi insan öldürmektir.

Yırtıcı hayvanlar bile, kendi hemcinslerine saldırmazlar. Ne acıdır ki, insanlar bu yırtıcı hayvanları örnek almak istemiyorlar.

Manevi bağlardan ve samimi sevgiden sıyrılarak çok üstün bir teknolojik güç oluşturan insanlar, bu güçlerini, diğer insanlara karşı kullanmakta ve vicdanı da muzdarip olmamaktadır.

Bu yüksek teknolojik güç, kahredici bir çelik yumruk hâline gelmiş ve diktatörlerin işini kolaylaştırmıştır. Böylece, insanları korkutarak sindirmekte ve onu ölüm tehdidi altında tutarak alabildiğine sömürmektedir.

Ne kadar üzücüdür ki, insanlar, yaşamak için büyük fedakârlıklara zorlanmakta ve birçok insan korku belâsına, şerefini, haysiyetini, namusunu, hak ve hürriyetini feda etmektedir.

Görünen odur ki, dünya hırsı, makam ve mevki sevdası insanı öyle bir noktaya getirmiştir ki, artık onun, uğrunda ölebileceği ve hayatından daha değerli bildiği bir şey bırakmamıştır.

Allah, vatan, millet, bayrak, namus, şeref, hak ve hürriyetler için savaşıp ölmektense, bunlarsız da olsa, sürünerek de olsa, şerefsizce yaşamayı tercih eder hâle gelmiş bulunmaktadır.

Gayesiz ve hedefsiz yaşayan, dünyadan başka ebedî bir hayatı hesaba katmayan ve yalnız üç günlük dünya hayatını gaye edinen adamdan ne hayır beklenir?

Böyle hayatı hayvanlar da yaşıyor. Onların da gayesi yalnız dünyadır, nefsâni arzularını tatmindir.

İnsanlar, birbirlerine düşman olmakla kalmıyor, kendi kendilerine de en büyük düşmanlığı yapıyorlar. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: “En büyük düşmanın içinde taşıdığın nefsindir.”

Nefisini düşman bilmeyenin başı belâlardan kurtulmaz…

M. Said Arvas’ın önceki yazıları…


Comments are closed.