“İnsanların en aşağısı ve en kıymetlisi kimdir?”

“İnsanların en aşağısı, zengine kıymet veren, en kıymetlisi de, fakirlere hürmet edendir.”

Muhammed bin İsmâil Mağribî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 911 (H.299) senesi Tûr-i Sinâ’da vefât etti. Büyük velîlerden Ebü’l-Hasan Ali bin Ruzeyn hazretlerinin sohbetlerinde ilim ve edeb öğrenerek yükseldi ve zamânının en büyüklerinden oldu.

Talebelerine ve sevdiklerine çoğu zaman dünyâ sevgisinin kötülük ve zararlarından anlatırdı. Bu hususta; “Kalbini dünyâya bağlamayan, nefsine bu yolda bir varlık tanımayan fakir bir kişi, faziletli işlerden pek azını yapsa dahi şu dünyâ hırsını kalbinde taşıyıp, âdeten ibâdet edenlerden daha kıymetlidir. Bu fakir kişinin çok az bir ameli, dünyâ sevgisine kapılmış kimselerin dağlar gibi yapacağı amelden çok daha kıymetli ve fazîletlidir” buyurdu. Sonra da; “Bir kimse, samîmî olarak, dünyâdan yüz çevirir, Allahü teâlâya yönelirse, o kimse, dünyânın şerrinden ve âfetlerinden, sıkıntılarından emin olur, kurtulur” buyurdu.

Herkese karşı çok şefkatli idi. Talebelerine bir gün; “Mâsiyet günah irtikâb etmiş, işlemiş olan Müslümanlara rahmet gözüyle bakmayan kimseler, bizim yolumuzdan ayrılmış sayılır” buyurdu.
Kendisine “insanların en aşağısı kimdir?” diye sordular. O; “İnsanların en aşağısı, zengine zengin olduğu için, kıymet verip, onun karşısında zelîl olan kimsedir. İnsanların kıymetlisi de, fakirlere hürmet edip tevâzu gösteren zenginlerdir” buyurdu.
Fakir fukarâya merhâmetli olmayı anlatırdı. Bu hususta; “Allahü teâlânın takdirine râzı olup sıkıntılara sabreden fakirler, yeryüzünde, Allahü teâlânın emin kullarıdır. Onlar hürmetine, Allahü teâlâ diğer insanları belâlardan muhâfaza eder” derdi. Kulun, Allahü teâlânın emirlerine göre hareket etmesi gerektiğini söylerdi. “Kul olduğunu iddiâ edip, şahsi arzuları da bulunan kimse bu iddiâsında yalancıdır. Çünkü, kulun arzuları bulunmamalı, sâhibinin irâdesi istikâmetinde hareket etmelidir” buyurdu.

Gurbete çıkanları üç şeyin süslediğini anlatırdı; “Bunların birincisi güzel edep, ikincisi güzel ahlâk, üçüncüsü şüpheli kimselerden uzak kalmaktır” derdi.

İbrâhim bin Şeybân anlatır: “Hocam Ebû Abdullah Mağribî hazretlerinin sıkılıp rahatsız oldukları bir gün gördüm. O da Tûr Dağı’na çıktığımız gündü. Orada bir ağacın altına oturup sırtını o ağaca dayadı ve bize; ‘Kişi ancak yalnız kalmak sâyesinde Rabbiyle olmakla rahata kavuşur’ buyurdu. Sonra titredi ve sarsıldı. O zaman etraftaki kayalar da bir müddet titredi. Hocamın bu hâli geçince, sanki kabirden kalkmış gibi bir hâli vardı.”

Vehbi Tülek’in önceki yazıları…


Comments are closed.