Dînlerin sonuncusu, İslâm dînidir. Aslında Hazret-i Âdem aleyhisselâmdan Peygamber Efendimize gelinceye kadar dîn tektir, o da tevhîd dîni olan İslâmiyettir.
Bütün Peygamberler, emir ve yasaklarında hep 5 şeyin korunmasını gözetmişlerdir: 1- Dînin, 2- Aklın, 3- Nefsin [Canın], 4- Neslin [Irzın, nâmûsun] ve 5- Malın korunması.
Kardeşi Hâbil’i öldüren, ilk kan döken ve kâtillerin başı olan, Hazret-i Âdem’in oğlu Kâbil’e her katilden pay ayrılmaktadır. Çünkü kötü bir çığır açmış, büyük bir bid’at çıkarmıştır. İyi çığır açana da büyük sevaplar var. [Bu konuda bir hadîs-i şerîf de var.]
Mukaddes dînimiz İslâmiyet, “silm” kökünden gelmektedir; o da barış demektir. Harplerde bile ana gâye barıştır. Bilindiği üzere, İslâm Târihi boyunca, harplerde, harp başlamadan önce Müslümânlarca yapılan üç teklîf vardır: Gelin Müslümân olun, dîn kardeşi olalım veya cizye verin, biz de sizlerin cân, mâl ve ırzlarınızı koruyalım; huzûr içerisinde yaşayalım; yâhut da kılıçlar hakem olsun… Görüldüğü gibi, harplerde bile maksat öldürmek değil, yaşatmaktır.
İslâmiyet 2 madde hâlinde özetlenmiştir: “Et-Ta’zîmü li-emrillah ve’ş-Şefekatü li-halkıllah.” Yanî Allahü teâlânın emirlerine tazîmde bulunmak, mahlûkâta da şefkat etmek. Medeniyet de: “ta’mîrul-bilâd ve terfîhü’l-ıbâd” şeklinde ta’rîf ediliyor. Bunun manâsı da, beldeleri imâr etme, kulları refâha kavuşturma demektir.
Hazret-i Nûh’un, Hazret-i İbrâhîm’in, Hazret-i Mûsâ’nın, Hazret-i Îsâ’nın ve nihâyet Sevgili Peygamberimizin, hattâ diğer bütün Peygamberlerin insanlardan maddî bir arzûları olmuş mudur? Dünyevî bir maksadları olabilir mi? Şuarâ sûresinde, Peygamberler (5 Peygamber=Hazret-i Nûh, Hazret-i Hûd, Hazret-i Sâlih, Hazret-i Lût ve Hazret-i Şuayb aleyhimüsselam) “Ben, sizden, bir ücret istemiyorum; benim ecrim Allahü teâlâ tarafından verilecektir” diyorlar.
Ama Peygamberlere neler yapıldığını, Peygamberler Târihi kitaplarında okuyoruz.
Bütün cemiyetlerde arzûlanan, toplumlarda istenen şeyin, “Barış” ve “Huzûr” olduğunu görüyoruz. İstisnâsız bütün insanlar mutlu olmak isterler, [mes’ûd ve bahtiyâr] bir hayât yaşamak isterler.
5 vakit namaz, Cuma namazı, Bayram namazları ve günleri, Hac ibâdeti, birlik-berâberlik ve kardeşlik duygularının pekiştirildiği, dargınların-küskünlerin barıştıkları, yoksulların sevindirildikleri, bütün dirilerin ve ölülerin sevindikleri, günâhların affedildiği günlerdir…
***
“Müslümânlığın gayesi nedir?” diye bir suâl sorulacak olursa, “insanları İslâm-ı hakîkî üzere yaşatıp îmân-ı kâmil ile bu dünyâdan göçmelerini sağlamak ve Cennet’te ebedî seâdete erişmelerini te’mîn etmektir” şeklinde özet bir cevap verilebilir.
Bilerek veya bilmeyerek, inanarak veya inanmayarak İslâmiyet’e uygun yaşayan bir kimse, bu dünyâda, yaptıklarının faydasını görür. Ama âhırette de faydasını görebilmesi için, behemehâl îmânla şereflenmesi lâzımdır.
Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, râhatlık ve saâdet menbaı olan dînlerini gönderdi. Dînlerin sonuncusu, İslâm dînidir. Aslında Hazret-i Âdem aleyhisselâmdan Peygamber Efendimize gelinceye kadar dîn tektir, o da tevhîd dîni olan İslâmiyettir.