Resûlullahı sevmek, bütün Müslümânlara farz-ı ayndır. Muhammed aleyhisselâma tâm ve kusûrsuz tâbi olabilmek için, O’nu tâm ve kusûrsuz sevmek lâzımdır.
İmân etmek, Resûlullah’a tâbi olmaya başlamak ve saâdet kapısından içeri girmek demektir. Allahü teâlâ, Onu, dünyâdaki bütün insanları ebedî saâdete da’vet için gönderdi.
Âyet-i kerîmelerde meâlen buyuruldu ki: “Biz, seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” [Enbiyâ, 107]
“Resûlullahta sizin için [uyulması gereken] güzel örnekler vardır.” [Ahzâb, 21]
“Onun kavminden, kâfir olup âhirete ulaşmayı inkâr eden ve dünyâ hayâtında kendilerine refâh verdiğimiz varlıklı kişiler dediler ki: “Bu [Peygamber], sâdece sizin gibi bir insandır, sizin gibi yer içer. Kendiniz gibi bir insana itâat ederseniz, hüsrâna uğrayacağınızda hiç şüphe yoktur.” [Mü’minûn, 33-34]
Görüldüğü gibi, buradaki “O da, bizim gibi veya sizin gibi insandır” sözü kâfirlere aittir. Kâfirler, yiyip içmeyen, melek gibi bir Peygamber istiyorlardı. Resûlullah Efendimiz, elbette cinnî ve melek değildir. Beşerdir; ama seyyidü’l-beşer, ya’nî insanların Efendisidir. Âlemlere rahmettir. Bizim gibi değildir, hem Resûl, hem de Nebî olan bir Peygamberdir. Kabrinde ölü değildir, işitir ve namaz kılar. Peygamber olmayan insanlarla, hiçbir Peygamber mukâyese edilemez.
Resûlullahı sevmek, bütün Müslümânlara farz-ı ayndır. Muhammed aleyhisselâma tâm ve kusûrsuz tâbi olabilmek için, O’nu tâm ve kusûrsuz sevmek lâzımdır. Bunun alâmeti de, O’nun düşmânlarını düşmân bilmek, O’nu beğenmeyenleri sevmemektir. Muhabbete müdâhene, ya’nî gevşeklik sığmaz. Âşıklar, sevgililerinin dîvânesi olup, onlara aykırı bir şey yapamazlar. Aykırı gidenlerle uyuşamazlar. İki zıd şeyin muhabbeti bir kalbde, bir arada yerleşemez. İki zıddan birini sevmek, diğerine düşmânlığı icap eder.
O’nun sevgisi bir gönüle yerleşirse, İslâmiyet’i yaşamanın, îmânın ve İslâm’ın tadına doyulmaz, zevkine ermek ne kadar kolay olur. Bu sevgi, iki cihânın Efendisine tâm uymaya sebeptir. Bu sevgiyle, Allahü teâlânın Habîbine ikrâm ettiği sonsuz ve ta’rîfe sığmaz ni’metlere ve bereketlere kavuşmakla şereflenilir. Küçük-büyük her Müslümânı doğrudan doğruya, Resûlullahın sevgisine götüren Ehl-i Sünnet âlimleri ve kitapları bu bereketlerin senetleridir.
Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyurulmuştur ki:
“Rablerini inkâr edenlerin [îmânsızların faydalı] işleri, fırtınalı bir günde, rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzer; o işlerin hiç faydası olmaz.” [İbrâhîm, 18]
“Kıyâmette onların yaptıkları her işi, toz dumân ederiz.” [Furkân, 23]
Diğer bazı bazı âyet-i kerîmelerde de meâlen şöyle buyurulmuştur:
“Allah indinde hak din, ancak İslâm’dır.” [Âl-i İmrân, 19]
“Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa, bilsin ki, ondan o dîn aslâ kabûl edilmez.” [Âl-i İmrân, 85]
“Allah’a itâat edin, Peygambere de itâat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın.” [Muhammed, 33]
“Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: Eyvah bize! Keşke Allah’a itâat etseydik, Peygambere de itâat etseydik! diyecekler.” [Ahzâb, 66]