Sabır ve çeşitleri…

Din büyüklerimiz buyurdular ki: “Günah işlememek için sabretmek, cehennemde yanmaya sabretmekten daha kolaydır.”

Sabretmek, kurtuluşa, başarıya sebep olan güzel huydur. Sabır, Peygamberlerin hasletlerindendir. Sabır, üç kısımdır:

1- İbadetleri yaparken karşılaşılan zorluklara sabretmek.

Yaz aylarında oruç tutmak, kış aylarında abdest ve namaz; sabah namazına uyanmak, uykusunu bölmek nefse zor gelen şeylerdir.

Yaz aylarında yatsıyı beklemek de öyledir. Fakat bu ibadetlerimizi yaparken üşenmemeli ve severek yapmalıyız. Bu ibadetler bize ebedî saadeti kazandıracaktır.

İbadetler, ruhun gıdasıdır. Bedenimizin gıdasını alırken, nasıl çiğnemekten yorulmuyor; mideniz de hazmetmekten bıkmıyor ve bunu yaparken zevk alıyorsak, ibadetlerimizi yaparken daha çok zevk almalıyız.

İbadetlerdeki tat, dünyanın hiçbir zevk ve sefasında yoktur.

2- Günâhlardan sakınmak için sabretmek.

“Günah işlememek için sabretmek, cehennemde yanmaya sabretmekten daha kolaydır” demişler.

İki azılı ve amansız düşmanımız olan nefis ve şeytan, bizleri devamlı olarak günahlara teşvik ederler, günahları tatlı gösterir ve bizleri ona yönlendirirler. Balığın nefsi, oltanın ucundaki yemi tatlı gösterip balığı ona yönlendirdiği gibi…

Rabbimizin emirlerini ve istediklerini, nefsimizin arzularından daha üstün görür ve ona göre hayatımızı devam ettirirsek, ebedî saadet kapıları bizim için açılmış demektir.

Ebu Hazım hazretleri buyuruyor ki:

“İki şeyi yapacağınıza söz verin ve yapın, cehennemden kurtulmuş ve cennete girmeye layık olmuş olursunuz: Bir, size farz olan ibadetlerinizi noksansız yapın, nefsiniz istemese bile. İki, haram olan şeylerden de sakının, nefsiniz istese bile.”

3- Belâ ve musibetlere sabretmek.

Hastalık ve belâ istenmez. Rabbimizden afiyet istemeliyiz. Gelirse tedâvi olmalıyız. Şifa bulursak Rabbimizden bilmeliyiz ve ona şükretmeliyiz.

Fakirlik ve hastalığı veren yine O’dur, bizi kurtaracak olan da yine O’dur. Hastalık, çoğu zaman ilâçtır, insanı kibir, ucub ve dünya sevgisi hastalığından kurtarır, ahiret hayatını hatırlatır, oraya hazırlık yaptırır. Ki, bize bu ekmek ve sudan daha önemlidir.

Hastalık ve musibetler, günâhlarımızın cezası olarak verilir. Cehennemde yanmaktansa, hasta olmak daha iyidir.

Kıyâmet günü, hasta olup da sabredenlere o kadar çok nimet verilecek ki, onu gören mahşer halkı diyecekler ki: “Keşke bizim dünya hayatımızın tamamı hastalıklarla, sıkıntılarla geçseydi, biz de bugün bu nimetlere kavuşabilseydik…”

Rabbimizden razı olursak, O da bizden razı olur…

Bir gün bir adam Rabia-yı Adviye hazretlerinin huzurunda der ki: “Ya Rabbi benden razı ol!”

Bunun üzerine o mübarek hanım ona şöyle söyler: “Sen ondan razı mısın ki, onun rızasını talep ediyorsun?”

Önce biz Rabbimizden razı olacağız, verdiklerine kanâat getireceğiz, sonra da onun rızasını isteyeceğiz.

M. Said Arvas’ın önceki yazıları…


Comments are closed.