Bugün birçok insanın şikâyet ettiği huzursuzluk ve yalnızlık hissinin sebeplerinden biri de gerçek beşerî münasebetlerin zayıflamasıdır.
Teknoloji, insan hayatını kolaylaştırdı. Haberleşmeyi hızlandırdı, uzakları yakın etti. Fakat zamanla insan, kullandığı araçların hâkimi olmak yerine onların esiri hâline gelmeye başladı… Aynı evde bulunan nice insanlar, farklı ekranlara bakmakta, farklı dünyalarda yaşamaktadır.
Eskiden aile fertleri bir araya gelir, gün içinde yaşadıklarını birbirlerine anlatır, büyüklerin tecrübelerinden istifade ederdi. Komşular ziyaret edilir, dostlarla sohbet meclisleri kurulur, gönüller birbirine açılırdı. Şimdi ise birçok evde sessizlik hâkimdir. Muhabbetin yerini kısa mesajlar, ziyaretin yerini görüntülü konuşmalar, gerçek dostluğun yerini teknoloji almıştır.
Hâlbuki dinimiz, insanların birbirleri ile bağlarını kuvvetlendirmeye büyük önem vermiştir. Allahü teâlâ, Müslüman olan ve sâlih olan akrabayı ziyareti emrediyor. Hiç olmazsa haftada veya ayda bir ziyaret etmeli, kırk günü geçirmemelidir. Uzak memlekette ise, mektupla ve telefonla gönlünü almalıdır.
Akrabası gelmezse, cevap vermezse de, giderek veya hediye, selam göndererek yahut mektupla ve telefonla yoklamaktan vazgeçmemelidir.
Peygamber Efendimiz, “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse akrabasını görüp gözetsin” [Buhari] buyurmuştur.
Yine dinimizde komşu hakkı çok önemlidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Komşusu aç iken tok yatan, [gerçek] mümin değildir.) [Buhari]
Komşuya hürmet, onunla iyi geçinmektir. Onun aç olduğunu bilerek, kendisi tok yatmamaktır. Onu incitecek söz ve harekette bulunmamalıdır.
Sosyal medya, insana kalabalıklar içinde bulunuyormuş hissi verse de gerçek dostluğun yerini tutamaz. Dostluk; sevinçte ve kederde beraber olmak, gerektiğinde hâl hatır sormak, hasta olduğunda ziyaret etmek, ihtiyacı olduğunda yanında bulunmaktır.
Bugün birçok insanın şikâyet ettiği huzursuzluk ve yalnızlık hissinin sebeplerinden biri de gerçek beşerî münasebetlerin zayıflamasıdır. Bunun çaresi, teknolojiden tamamen uzaklaşmak değil, onu yerinde ve ölçülü kullanmaktır.
İnsanı asıl huzura kavuşturan ise Rabbine olan yakınlığı ve O’nu anmasıdır. Kur’ân-ı kerîmde meâlen, “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Rad 28) buyrulmuştur. Dünya meşguliyetleri ne kadar artarsa artsın, öncelikle Allahü teâlâya karşı kulluk vazifelerini iyi öğrenmeli ve yerine getirmelidir. Çünkü insanın ruhu da bedeni gibi gıdaya muhtaçtır. Ruhun gıdası iman, ibadetler ve Allahü teâlânın rızasına uygun yaşamaktır.
İmam-ı Rabbânî hazretleri nasihatlerinde bildirdiği gibi, vakit çok kıymetlidir; kıymetli işler için kullanılmalıdır. Bu sebeple ekranlara ayırdığımız zamanı da hesaba katmalı, ömrümüzü faydasız meşguliyetlerle tüketmemeliyiz.
Unutmayalım ki insan nasıl yaşarsa yaşasın, Allahü teâlânın emirlerine uyduğu ve yasaklarından sakındığı kadar huzurlu olur. İnsanı yalnızlıktan kurtaran şey, gönüllere dokunmak, aile bağlarını kuvvetlendirmek, samimi dostluklar kurmaktır.