Tevekkül edenin rızık endişesi olmaz…

Şakik-i Belhi hazretleri zamanında bir sene kıtlık olur. Herkes kara kara düşünürken bir kölenin neşeden oynadığını görür ve ona bunun sebebini sorar…

Tevekkül, şöyle tarif ediliyor: Dinimizin bildirdiği sebeplere yapıştıktan sonra neticeyi sebeplerden değil, sebepleri yaratandan beklemektir. (Bir işe başladığın zaman, Allahü teâlâya tevekkül et, Ona güven!) âyet-i kerimesi, tevekkül ile beraber azmederek çalışmak gerektiğini gösteriyor. (Al-i imran 159)
Tevekkül, herhangi bir işin, dinen, örfen sebeplerine yapışarak gayret gösterip, neticeye ihlasla teslim olmaktır. Yani sonucu Allahü teâlâdan beklemek ve bu sonucun kendisi için mutlaka hayırlı olduğuna inanmaktır. Doğru sebebe yapışan doğru netice alır.

Tevekkül, değiştirilmesi insan gücünün dışında olan üzücü olayları, ezelde takdir edilmiş bilip, üzülmemek, Allahü teâlâdan geldiğini düşünerek seve seve karşılamaktır. Kur’ân-ı kerîmde buyuruldu ki:

(Bir kimse Allahü teâlâya tevekkül ederse, Allahü teâlâ ona kâfidir.)

Hadîs-i şerîfte de şöyle buyuruldu:

(Eğer Allahü teâlâya hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç kalkıp, akşam tok dönen kuşlar gibi sizi de rızıklandırırdı.)

Hazreti Lokman Hakîm oğluna buyurdu ki:
“Ey oğul! Dünya derin deniz gibidir. Çok insanlar onda boğulmuştur. Takva gemin, iman yükün, tevekkül hâlin, sâlih amel azığın olsun. Kurtulursan Allahü teâlânın rahmetiyle, boğulursan günahın sebebiyledir.”

Âlimlerden birine “Hep ibâdetle meşgul oluyorsun, ne yiyip ne içiyorsun?” dediler. O da, dişlerini gösterdi. Yâni “Değirmeni yapan suyunu gönderir” demek istedi. Çünkü rızıkları Allahü teâlânın gönderdiğine inancı tamdı.

***

Tevekkül, kalp işidir, imandan meydana gelir. Allahü teâlânın lütuf ve ihsanının pek çok olduğuna iman etmekle hasıl olur. Bu hâl, kalbin vekile itimat etmesi, güvenmesi, ona inanması ve onun ile rahat etmesidir. Böyle bir insan dünya malına gönül bağlamaz. Dünya işlerinin bozulmasından dolayı üzülmez. Rızkından endişe etmez.

***

Şakik-i Belhi hazretleri, bir kıtlık senesinde, herkesin kara kara düşündüğü bir ortamda, zengin bir adamın kölesinin neşeden oynadığını gördü. Ona sordu:

– Herkes kıtlıktan, açlıkla karşı karşıya olmaktan inler dururken sen neye güvenerek böyle oynayabiliyorsun?
Köle şu cevabı verdi:
– Benim efendimin yedi köyü var, her ihtiyacımızı efendimiz bol bol sağlıyor.
Şakik-i Belhi hazretleri, kıtlıktan muzdarip talebelerine buyurdu ki:
– Kendimize gelelim! Bir köle efendisinin yedi köyüne güveniyor, kendini emniyet içinde hissediyor. Dünyadaki bütün köylerin, şehirlerin sahibi ve her canlının rızkına kefil olan Allahü teâlâya bu nasıl tevekkül ki hâlâ biz rızık endişesi içindeyiz?

Ahmet Demirbaş’ın önceki yazıları…


Comments are closed.