Çok mu acıkıyorsunuz?

Çok mu acıkıyorsunuz?




 

Genelde arkadaşınız da aynısını söylemektedir. Tıka basa yiyeli iki saat bile olmamıştır. Ama karnı çoktan guruldamaya başlamıştır.

Siz de öyle misiniz?.. Yine mi acıktınız?.. Hatta hiç doyduğunuzu anlamıyor musunuz? Sürekli ağzınızın çalıştığından mı şikâyetçisiniz?

Sizinle birlikte şu sorulara cevap arayalım isterseniz. Bakalım sürekli acıkmanızın sebepleri neler olabilir? Ve bunun çözüm yolları var mıdır?..

Geçen yazımızda da hatırlattığımız gibi lifli gıdaları almadan besleniyorsanız, midenizde hep boşluk oluşur ve bu, açlığı tetikler. Lifli gıdalar vücudun ihtiyacı olan birçok hayati maddeyi içerir. Tek yönlü beslenme veya çok sıkı diyet yapıyorsanız midede safra azlığı yaşama riskiniz olur. Size önerimiz günde en az bir porsiyon meyve veya sebze tüketmenizdir. Bu, vücuda gerekli safrayı sağlar. Ayrıca renkli sebze ve besin tükettiğinizde vitamin de alırsınız.

Bir de evde sulu yemek yerine vakit azlığından veya daha kolay geldiğinden bazı hazır baharatlı ve soslu konserve türü yiyeceklere yönelirseniz, evet bunlar belki sizin yaptığınızdan daha lezzetli olabilirler ama bunlar da tez acıktırır. Çünkü bunların içindekiler aynı zamanda beyindeki açlığı idare eden bölgeyi de uyarır. Bu uyarı açlık hissi oluşturmakla birlikte bazılarında baş ağrısına da sebep olabilmektedir…

Bu sebeple dışarıda yediğiniz yiyeceklerde garsona yemeğin içeriğini sormaktan çekinmeyin. Hangi yağ kullanılıyor, neler var içinde filan… Çok çeşitlendirilmiş soslarla baharatlarla vb. yiyeceğiniz çok lezzetli hâle getirilmiş olsa da bu riski de beraberinde taşıyacaktır…

Bir diğer hatırlatma da marketlerde yapılan alışverişlerde “içindekiler kısmında “E” sayısı en az olanları tercih edin. Eğer imkânınız varsa tabii ki evde kendi yemeğinizi kendiniz pişirmenizdir. Bugünün üretim dünyası, tüketimi de kendisi belirlemek istediği için insanlara hoşa gidecek özel menüler sunmaktadır. Ve insanlara cazip gelen bu menüler aslında yukarıdaki sebeplerden dolayı beyni acıkmaya da yönlendirmektedir. O hâlde dışarıda yemek yeme alışkanlığını en aza indirmenin yollarını aramalısınız…

        Uzm. Fzt. Hakan Özdemir

 

 

 

ŞİİR

 

                    İNZİVA

 

Ne yerdeyim ne gökte,

Ruhumun bedenime sığmadığı şu günlerde,

Ne yaşamaktayım ne de büsbütün ölmekte.

Yağmurun yaprakları yeşertmeye yetmediği

Bu iklimlerde

Cansız bir obje gibi insanların beni,

Bırakıldığım yerden kaldırmasını bekliyorum

İnsanlık mı?

Bunca zulmün ortasındaki kalabalık insanlıksa

Ben hakiki insanlığı sahi ne zaman tattım?

Bilmiyorum…

Havanın kasveti dört duvarımın ortasına çöküyor

Derin bir sessizlik katık oluyor soframa

Demi içime çöken çayımı yudumluyorum

Soğumuş bile çayım da bir anda,

Benim soğuduğum gibi her şeyden…

Bir pamuk ipliğiyle bağlıyken hayata

Kaldıramıyorum belki de herkes kadar yaşamayı…

Kaldıramıyorum samimiyetsiz,

Yalana bulanmış dünya hayatının sahteliğini…

Ütüsü bozulmuş hayatımı,

Daha çok kıymetlendiriyorum bu yüzden

Nasıl uzak kalınırsa bunca yakınlıkta

O kadar yabancıyım herkese

O kadar uzağım her şeyden…

Nesli tükenmiş bir insan ırkının içine doğdum ben.

Her yerde vicdan yoklamalarımız bu yüzden.

Her sözde doğruyu, her gözde merhameti,

Her özde vefayı aramayız bu yüzden.

Nesli tükenmiş bir insan ırkının içine doğdum ben

Kendime kaçışlarım, kıyıda köşede saklanışlarım,

Bu ömrü yalnızca

Allah’a adayışlarım…

Hep bu yüzden!

              Kübra Can

 

 

 

UNUTULMAZ KELİMELER

 

KAHT-I RİCAL: Bir memlekette büyük devlet ve siyaset adamları ile âlimlerin bulunmaması. Osmanlı Devleti’nde bilhassa Tanzimat’tan sonra “kaht-ı rical” tabiri çok kullanılmıştır. Devlet adamlarının yetişmemesi, âlimlerin çok azalması, devletin yıkılış sebeplerinden birisidir.

Büyük imparatorluk hâlindeki Osmanlıları yıkmanın tek şartının, onları ilimden, dirayetli devlet adamlarından mahrum bırakmak olduğuna inanan İngilizler (iki asır boyunca bu iş için uğraştılar) fen ve din ilimlerinin okutulduğu medreselerin yozlaşması için var güçleriyle çalışarak, 19. asrın sonu ve 20. asrın başında arzularına tamamen ulaştılar. Artık Osmanlıda devlet ve ilim adamı sayılabilecek çok az kimse yetişti. Bu bakımdan o zamanlar kaht-ı rical tabiri günlük lisanda çok kullanılır olmuştu.