Günümüzdeki teknolojik gelişmeler sebebiyle yabancı kültürlere açılmış bir gençliğin, benliğini muhâfaza etmesi, hidâyet üzere olması çok zordur.
Şüphesiz ki Cenâb-ı Hak, yarattığı şu mükemmel âlemle, kendi varlığını belli ettiği gibi, kullarına çok merhamet ve şefkat ettiği/acıdığı için, var olduğunu ayrıca “Peygamber”leri vâsıtasıyla da bildirmiştir.
Allahü teâlânın, kullarına, râzı olduğu yolu göstermek için, çeşitli kavimlere, zaman zaman Peygamberler gönderdiği, akl-ı selîm sâhibi herkes tarafından kolayca kabûl edilebilecek çok açık bir husûstur.
Peygamberlerin istisnâsız hepsi, insanları fevz u necâta ya’nî dünyâda ve âhirette kurtuluşa da’vet etmiş, hidâyeti, sırât-ı müstakîmi / doğru olan yolu, Allahü teâlânın rızâsını kazanmanın, Cennete gitmenin yollarını, iki cihânda da mes’ûd ve bahtiyâr olmanın çârelerini bıkmadan, usanmadan ve yılmadan anlatmışlardır.
Özetle söylemek gerekirse, aslında Hazret-i Âdem’den i’tibâren gelmiş-geçmiş bulunan 6 “Ülü’l-azim Peygamber”, 313 “Resûl”, 124 binden ziyâde “Nebî”nin eğitimdeki hedefleri aynıdır. Şüphesiz ki, bu Peygamberlerin hepsi, aynı îmân esâslarını [“Âmentü esâsları” diye bildiğimiz umdeleri] teblîğ ederek, “insân-ı kâmil” ya’nî “iyi ferd”, “iyi âile”, “iyi cemiyet” ya’nî güzel ahlâklı insanlar meydâna getirmeyi hedeflemişlerdir. 100’ü “Suhuf”, 4’ü ise büyük “Kitap” olmak üzere, bu Peygamberlerden bazılarına gönderilen 104 kitaptaki hedef de, altını çizerek ifâde edelim ki, insanların dünyâda huzûr ve sükûn içerisinde yaşamaları, âhirette de ebedî seâdete kavuşmalarıdır.
PEYGAMBERLERİN VE VÂRİSLERİNİN HEDEFLERİ
Bütün insanlığa rehber olarak gönderilmiş olan Peygamberlerin ve onların yollarında olan vârislerinin târihlerini incelediğimizde, hepsinin gâyelerinin, yüksek ahlâklı iyi ferdler, âileler ve cemiyetler, ya’nî iyi insanlar meydâna getirmek olduğunu görüyoruz. Zâten bizim dînimiz, târihimiz, kültür ve medeniyetimizde de, eğitimden maksat “iyi insan”, orijinal ismiyle söylemek gerekirse “insân-ı kâmil” meydâna getirmektir.
Şurası bilinmesi gereken bir gerçektir ki, İslâmiyet; “medenî insan” ve “medeniyyet sâhibi toplum” meydâna gelmesi için, insanlara lâzım olan îmân ve ibâdetleri; iş, ahlâk ve cemiyet hayâtında uyulması gereken her şeyi bildirmiştir.
Bunlar; Allahü teâlânın bildirdikleri, Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed aleyhisselâmın öğrettikleri, Eshâb-ı kirâmın naklettikleri ve İslâm âlimlerinin açıkladıklarıdır. İnsanlığın bugün bunaldığı, çözmekte sıkıntıya düştüğü her şeyin çözüm ve çâresi, aslında bunların içinde vardır. O hâlde, insanlığın kurtuluşu için bunlardan istifâde etmeye çalışmak lâzımdır.
Dünya büyük bir gemi, bütün insanlar da onun yolcuları gibidirler. Bu gemiyi hepimizin korumaya çalışması lâzımdır.
Yirmibirinci asırda, yeni nesillere, mâddî ve ma’nevî değerlerimizi, mukaddes dînimiz İslâmiyet’i, şanlı târihimizi, târihî ve ilmî sahsiyetlerimizi, yüksek kültür ve medeniyetimizi doğru bir şekilde, ilmî ve objektif usûllerle öğretmemiz şarttır. Aksi hâlde, günümüzdeki teknolojik gelişmeler sebebiyle yabancı kültürlere açılmış bir gençliğin, benliğini muhâfaza etmesi, hidâyet üzere olması, ecdâdına saygı duyması, onların yolunda olması çok zordur.