Fırıncı, Ali’nin her şeyi etraflıca düşünüp çalışmasına hayrandı

Fırıncı, Ali’nin her şeyi etraflıca düşünüp çalışmasına hayrandı




 

“Biliyor musun Ali? Sen geldiğinden beri işlerimiz bereketlendi, satışlarımız arttı, paslı kilitler açıldı sanki.”

 

Zaman ne de çabuk geçiyordu. Kaşla göz arasında ikindi oluvermişti işte. Elindeki simitleri de bir bitirebilseydi daha ne isterdi. Artık akşamı bekleyecekti dört gözle. Anacığı kadar da Hatice ve Ömer kardeşleri onun geleceği saati iple çekiyor olmalıydı. Vakit yaklaştıkça içini bir sevinç kaplıyor, onların nasıl hasretini çektiğini kuvvetlice hissediyordu. Fırıncı abinin sesiyle kaldırdı başını: 

 – Haydi Ali’m, istersen bugünlük bu kadar kâfi, git istirahat et artık. Geç kalma evdekileri meraklandırma. 

 – Olur amca, elimdekileri bitirivereyim, yoksa bayatlar.

 – Onların da müşterisi çıkar Ali.

 – Çıkar ama onlar bedavacı!

 – Allah iyiliğini versin!..

 Fırıncı tebessüm edip babacan bir tavırla başını yana eğdi. Ali’nin iş mesuliyetine, her şeyi etraflıca düşünüp çalışmasına hayrandı. Memnuniyetle gözlerini kırpıştırdı: 

– Bugün de akşam oldu elhamdülillah, çok şükürler olsun Rabbime. Bayağı da iş çıktı maşallah. Biliyor musun Ali? Sen geldiğinden beri işlerimiz bereketlendi, satışlarımız arttı, paslı kilitler açıldı sanki. Doğrusu ayağın uğurlu geldi…

 Ali, duyduklarından memnun olsa da fazla sevinmedi. Çünkü övünmeyi veya böyle bir iltifatı beklemeyi çoktan kafasından silmişti. Bir şey Allah rızası için yapılır, unutulurdu. İnsanlardan alkış, takdir, tebrik beklemek yakışmazdı. Babası ısrarla bunları sayar dökerdi her fırsatta. Sadece mahcup bir tavırla tebessüm etti: 

 – Sağ ol abim! Her şey sizin sayenizde. İnşallah hep böyle memnun kalırsınız. 

 – Ebette memnun kalırım Ali! Merak etme. Yaz yaklaştı, kırda, bayırda, banklarda simit yiyenler de pek çoğaldı. Hele sizin akranlarınıza yetiştiremiyorum. Aç kurtlar gibi saldırıyorlar. İnşallah bundan sonra işimiz de, aşımız da çoğalır…

 Küçük simitçi Ali, fazla sohbeti uzatmak istemedi, çünkü yarım kalmış işleri vardı. Un çuvallarının üstündeki tezgâhın kenarına iliştirdiği simitlerini alarak müsaade istedi. Ellerini ovuşturarak kalktı ayağa: 

 – Haklısın abi. Önümüz yaz. Şimdiden başladılar bile; akşamları yavaş yavaş aileler parklara taşınıyor. Seyrek de olsa alıştırıyorlar çocukları. Hafta sonuna kadar daha da çoğalırlar gibime geliyor…

 Ali’nin saf cevaplarına hayran olan fırıncı; neredeyse hiç saç kalmamış başını ovuşturdu eliyle. Tostoparlak bir adamdı. Al al yanakları suratına oldukça sevimli bir hava veriyordu. Gülünce yüzünde güller açan iri ela gözlerini kıstı: 

– Dediklerimde samimiyim Ali’ciğim; sakın ha kendini yorma! Sen bize lazımsın. Cenab-ı Allah, hepimize de güç kuvvet versin. Parasız kalma ha! 

 Para mevzusu açılınca kapıdan çoktan çıkmıştı: 

 – Var abim. Hep temkinli gidiyorum, birikmişimiz bile var elhamdülillah… Dar günlerimiz için ayırıyoruz bir kenara. Tabii gücümüz yettiği kadar…

Fırıncı, muhabbetle peşi sıra baktı, yüreği büyük çocuğun köpeği peşinde, simitleri kolunda uzaklaşmasına. Böyle tok gözlü, böyle dürüst çocuk az bulunurdu bu devirde. El salladı uzaktan: 

– Hele hafta sonu gelsin, yine konuşuruz Ali… DEVAMI YARIN