Misâfirini uğurlarken kendini Kâhire’de bulan zat!..

“Bunda bir hikmet vardır” diyen Ali Şevnî, gemiyle Kahire’ye giderek oraya yerleşti.

Nûreddîn Şevnî hazretleri büyük velîlerdendir. Mısır’ın bir kasabası olan Şevnî’de doğup 1537 (H.944) senesinde Kâhire’de vefât etti. Çok kerametleri görüldü:

Bir gün Kâhire’den gelen misâfirini uğurlamak için bir gemiye binmişti. O anda gemi âniden denize açılmaya başladı. Nûreddîn Şevnî de gemideydi. Ne yaptıysalar, gemiyi kıyıya yanaştıramadılar. Bunda bir hikmet olduğuna inanan Şevnî hazretleri, gemiyle Kahire’ye giderek oraya yerleşti ve bir daha memleketine dönmedi…

Abdülvehhâb-ı Şa’rânî hazretleri bir rüyâsında şöyle gördü: Birisi Mısır sokaklarında şöyle bağırıyordu: “Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Nûreddîn Şevnî’nin yanındadır. Kim orada bulunmak isterse, Süyûfiyye Medresesine gitsin!” O da hemen oraya gitti. Medresenin giriş kapısında Ebû Hüreyre’yi gördü. Ona selâm verdi. İkinci kapıda, Mikdâd bin Esved’i gördü. Ona da selâm verdi. Sonra Ali Şevnî’nin odasının kapısına geldi. Ali Şevnî’yi gördü, fakat Resûl-i ekremi göremedi. Daha sonra dikkatle bakınca, Resûlullah’ı da gördü. Selâm verdi. O da selâmını aldı ve; “Hoş geldin” buyurdu. Ona sünnet-i seniyyesinden bâzı hususları ısrârla tavsiye etti. Uyandıktan sonra rüyâsını Ali Şevnî’ye anlattığı zaman, çok ağladı ve sakalı gözyaşları ile ıslandı.

Nûreddîn Şevnî hazretlerinin sohbetlerini kaçırmayan ve âlim bir zât olan Abdülvehhâb-ı Şa’rânî bir gece şöyle bir rüyâ gördü: Beyaz ve çok güzel bir yer üzerinde, Nûreddîn Şevnî önde, o arkada yürüyorlardı. Yerden semaya kadar yükselen burçlar vardı. Âniden semâdan bir zincir sarkıtıldı. Zincir gümüşten olup, ucunda bir su kovası vardı. Su kovasının içinde süt gibi bir şey bulunuyordu. Ağız hizâsına gelince, önce Nûreddîn Şevnî o tastan içti. Sonra artanını Abdülvehhâb-ı Şa’rânî’ye verdi. O da içti. Tadı baldan daha lezzetli idi. Bir süre sonra Şevnî hazretleri onun yanından ayrıldı ve gözden kayboldu. O bir süre daha gitti. Aynı şekilde altın bir zincir semâdan indi. Ucunda, eni boyu birer karış olan dört köşeli bir şey vardı. Bunun üç gözü bulunuyordu. Her gözde farklı şeyler yazıyordu. Üsttekinde; “Bu göz, Allahü teâlâdandır” ortadakinde; “Bu göz Arş’tandır” alttakinde; “Bu göz, Kur’ân-ı kerîmdendir” diye yazıyordu. O anda içine gelen his ile Abdülvehhâb-ı Şa’rânî orta gözden içti…

Sonra geri dönerek Nûreddîn Şevnî hazretlerinin yanına geldi. Ona olanları anlattı ve; “Orta gözden içtim” dedi. Bunun üzerine o; “Ey Abdülvehhâb! Ahlâkın rahmet olacak” buyurdu. Bu hâdiseye çok sevindi. Ertesi gün rüyâsını anlatınca, rüyâdaki gibi tâbir etti.

Vehbi Tülek’in önceki yazıları…


Comments are closed.